Bir Hayalin Var mı?

Yedi yaşındaki Sanat Arat’ın şirin davranışlarını gören ev tatlıları yapan girişimci bir hanım, “Büyüyünce sen ne olacaksın?” diye soruyor.
Sanat Arat, biraz düşünceli görünüyor; sonra cevap veriyor. “Biraz zor olacak ama bir uçak fabrikası kuracağım.” diyor. Aynı konuşmalar Sanat ve bir okul arkadaşı arasında geçtikten sonra arkadaşı da projeyi sahipleniyor. Bu sefer aynı konuşmayı Sanat, kendisine ablalık yapan Yasemin ablasına yapıyor. “Bir uçak fabrikası kuracağım, sen de satış müdürü olacaksın.” Yasemin ablası “Neden ortak olmuyorum da, satış müdürü oluyorum?” diye sorunca Sanat Arat cevap veriyor: “Çünkü senin bir hayalin yok.”
Hayali olmayanlar, başkalarının yanında çalışırlar. Küçük bir çocuğun duru görüşüyle yakaladığı derin bir gerçek bu: “Hayali olmayanlar başkalarının yanında çalışırlar.” Çocukluğumuzdan itibaren ilginç bir şekilde bir şeyler yapmaya değil, bir şeyler olmaya yönlendiriliyoruz. Çocuklara “Ne yapacaksın?” diye sormuyoruz da, “Ne olacaksın?” diye soruyoruz. Aslına bakarsanız, mühendis ya da doktor olmak küçük hedeflerdir. Bir fabrika kurmak bir hayaldir; bir hastane kurmak hayaldir; ama mühendis ya da doktor olmak aslına bakarsanız pek de önemi olmayan hedeflerdir. Çünkü mühendis olursanız bir fabrikada, doktor olursanız bir hastanede çalışırsınız.
Kişisel gelişim kitaplarının birçoğu, “Bir vizyonunuz olsun.” deyip duruyor. Ama bu vizyonun nasıl bir şey olabileceğine ilişkin net bir tanımlama veren pek yok. Anlaşılan o ki kişisel vizyon, belirli bir meslek sahibi olmanın, yüksek lisans gibi akademik derecelerine, belirli iş pozisyonlarına ulaşmanın ötesinde bir şey olmalı. Yani “Master yapacağım, pazarlamada kariyer yapacağım, ilaç endüstrisinde çalışacağım.” diye vizyon olmaz. Olur olur da, gerçek bir vizyonla kıyaslandığında bu hedefler küçük kalır. Onun için insanın hayatında kendine sorabileceği en önemli sorulardan biri, “İnsanlık için hizmet ya da üretim cinsinden benim hayalim ne olabilir?” olabilir. Bu sorunun cevabı, bazen bir dernek kurmak, bazen bir işletme kurmak, bazen bir ilçeyi kalkındırmak, bazen bir sanat organizasyonu yapmak, bazen bugüne kadar bulunmamış bir teknolojiyi geliştirmek, bir hastalığı yenmek, insanların okuma hızını artırmak, havayla çalışan otomobil yapmak gibi bir şey olmalıdır.
Hedefleri iş ya da meslek sahibi olmak olan insanlar, hayalleri olan insanların hayallerinin peşinde koşuyorlar. Tanıdığım girişimcilere bakıyorum. Hepsinin ortak özelliği, işleri geçmiş hayallerinin eseri, işlerinin geleceği de şimdiki hayallerinin eseri olacak. Çalışanlar da ya eski hayal için çalışıyorlar ya da gelecek hayal için çalışacaklar. Eğer patronun hayali biterse, işyeri de bitecek.
İş başvurusu için gönderilen binlerce CV, bir başkasının hayalinin mekanizmasının bir parçası olarak gönderiliyor. Bir ülkede iş imkanlarının artması, girişimcilerin kurdukları hayallerin artmasına ve bu hayallerin organizasyon formuna dönüşmesine bağlıdır. Dolayısıyla bir ülke hayal kuran insanlarla gelişir. Kaç kişi yaşadığı ülkenin dünya lideri olacağına inanıyor? Sezdiğim kadarıyla bu sorunun cevabı şaşırtıcı bir şekilde Türkiye dahil, birçok Avrupa, Afrika ve Asya ülkesinde çok düşük. Hayal kurmak aynı zamanda bir özgüven problemidir. Kendine güvenen çocukları ve insanları olmayan uluslar, hayal kuramıyorlar. Hayali olmayanın hizmeti, hizmeti olmayanın da liderliği olmuyor.

Melih ARAT-Zaman