Hayalin Derinlikleri

 

Büyük ve kalabalık bir toplulukla beraber konferansın yapılacağı  acayip araziye doğru yola çıktık. Garip bir şekilde hem insani his ve bilgilerle hem de karınca şuuruyla hareket ediyordum. Nihayet arziye vardık.Buraya karınca olarak baktığım zaman gerçekten üzerinde düşünülecek ve konferanslar verilecek kadar enteresan bir yapıya sahip olduğunu ama insan olarak müşahede ettiğim zaman iki tarafı büyük mağazalarla süslü, düz ve iri Napoli taşlarıyla döşenmiş, geniş bir caddede olduğumuzu görüyordum. Bu iki duygu arasındaki korkunç uçurumu tefekküre dalmıştım ki tabiat alimlerinden biri bu arazi hakkında konferans vermeye başladı:

-Efendiler! Burada en dikkat çekici olan bu odacıkların şekli ve aralarındaki kanalların düzgünlüğüdür. Odacıklar aşağı yukarı, kanallar ise mükemmel denecek kadar düzgün çizgilerle doludur. Neden bu kadar düzgün olduğunu alimlerimiz bir türlü çözemiyorlar.Halbuki tabiatta böyle el yapımına benzer şeyler yoktur ve olamaz da, dedi.

Konferansın en tatlı yerine gelinmişti ki birdenbire sayıları yüzbinleri geçen dinleyiciler arasında bir çığlıktı koptu. Gökyüzünün açık olmasına rağmen yağmur ile kıyas edilemeyecek kadar şiddetli bir su seli, sıcak bir tufan bir anda binlerce karıncayı önüne katıyor ve sürüklüyordu. Gökten yağan bu tufandan meydana gelen ve delice akan nehirler karıncaları perişan ediyordu. Herkes bir tarafa kaçışıyordu. Ben ise bir dakikalık korku ve panik yaşadıktan sonra bu suyun nereden geldiğini araştırmaya karar verdim. Yukarıdan hala sağanak halinde sular boşanıyordu.

Bu olaya insan olarak baktığım zaman gülmekten ve şaşırmaktan kendimi alamadım. Garip arazi adını verdikleri bir cadde idi ve biz bu caddede bir kaldırımın kenarında duruyorduk. Bulunduğumuz yere kiralık bir araba yanaşmıştı. Arabacı keyifle uyukluyor, hayvanlarda başlarına asılan torbalardan yem yiyorlardı. Tam o sırada hayvanlardan ikisi sanki anlaşmış gibi işemeye koyuldular. İşte bizim zavallı karıncaları perişan eden sıcak sel, bu atların idrarından başka bir şey değil idi.

Bütün karıncalar büyük bir acı ve üzüntü içinde benim cenazemle uğraşıyorlardı. Ne yazıkki bende felaket esnasında hayatını kaybedenler arasındaydım. Alimler ise hala arazide meydana gelen bu doğal afetin sebebini araştırıyorlar idi. Nihayet tabiat alimlerinin en büyüklerinden biri kütüphanesinde bulunan bir eserde olayın sebebine rastladı. Şöyle deniliyordu: “Garip arazide öyle güçlü bir elektiriklenme vardır ki zaman zaman birdenbire şiddetlenir ve havanın yoğunlaşmasına sebep olur. Böylece en küçük bir terslik bile o bulutlardan sel gibi suların boşalmasına sebebiyet verir.”

Bunu işittiğim zaman gözümün önüne yem yiyen yorgun beygirlerin işemeleri geldi ve bir kahkaha patlatıverdim. Hemen arkasından da uyandım.

O sırada Aynalı Baba gözüme ilişti. Hem gülümsüyor hem de şimdiye kadar hiç görmediğim bir oyun oynuyordu. Bir taraftan da mırıldanıyordu:

Güneş yanar, alem döner,

Birgün gelir hepsi söner,

Ey sahib-i ilm ü hüner,

Bilir misin sebebi kim?

Ne gelen var, ne giden var,

Ne solan var, ne biten var,

Ne gül var, ne diken var,

Bilir misin sebebi kim?

Her zerre ferd, yoktur eşi,

Acep bunlar kimin işi?

Ey kendini bilmez kişi,

Bilir misin sebebi kim?

Hak’tır desen manası ne?

Sebep midir bir kelime?

Soruyorum sana yine,

Bilir misin sebebi kim?

A’mak-ı Hayal

Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi