Şapka Kurbanları

Şeyh Said’in asılışından 5 ay sonra Türkiye Büyük Millet Meclisine “Şapka iktisası” ismiyle şapka giymeyi mecburi kılan bir kanun getiriliyor!

Hayret!

Örf ve adet ölçüleri dururken kılığı kanunla biçilmiş ve mecburi kılınmış hangi millet var bu dünyada?

Üniforma için bile aynı şey… İnsanoğlu dilerse onu giyer ve belirttiği mesleğe girer; dilemezse de hem o meslekten, hem üniformasından uzak kalır. Yani mecburi kılık ancak bellibaşlı mesleklerin hakkı olarak o meslek içinde düşünülebilir, gönül rızasına dayanır ve asla meslek zarureti olmaksızın topluma teşmil edilemez. Yoksa bu, horozlara kırmızı ibiklerini kesip yerine kül rengi baykuş saçı dikmelerini emretmek gibi bir şey olur.

Hürriyet vatanı İsviçre’nin “Giyyom Tel” hikayesindeki şapka, hiç olmazsa, halkın giymekle değil, selamlamakla mükellef olduğu bir Firaun serpuşuydu ve onu kendi öz rengine sahiplik haklarından mahrum bırakmıyordu.

“Giyyom Tel”e selamlaması emredilen şapka:

-Ben varım!

Diyen bir sembol..

Türk’e zorla giydirilen şapka ise:

-Sen yoksun!

Diyen bir remz…

Şeyh Said hadisesinin hemen arkasından başlayan ve laiklik teranesiyle devam eden İslamı kazıma hareketi hiçbir fikri, ilmi ve hukuki tepkiye çarpmadı. Basit halk infialleri ve onların doğurduğu, küçük, fakat bütün memleketi üç ayaklı sehpalarla donatıcı direnişler müstesna, hiçbir ağızdan şu sesler işitilmedi;

-Eğer laiklik, dini devletten ayırmak, tarafları birbirinin dünyasına el atmaktan yasaklamak demekse(ki Avrupalı anlayış budur!), müslümanların üzerinden ruhi ve menfi bir mana tüttüğüne inandığı şapkayı zorla kellelere oturtma fermanı nasıl çıkartılabilir?

Son Devrin Din Mazlumları 

Necip Fazıl Kısakürek