Nisan, 2007 için arşiv

Allah Rasulu’ne Bağlılık

Mekke’nin fethinden sonra İslam’ı kabul edenler arasında Hz. Ebu Bekir’in babası Ebu Kuhafe de bulunuyordu. Yaşı sekseni aşmış,  gözleri ama bir kişi olan Ebu Kuhafe, Hz. Peygamber’in huzurunda hidayete ermekte geç kaşmışlığını telefi edercesine aşkla kelime-i şehadet getiriyordu. Bu esnada sevinmesi gereken “Sıddıyk” lakaplı Ebu Bekir ağlıyordu. Fakat bu ağlayış bir sevinç ağlayışı değil üzüntü ağlayışıydı. Bu durum meclisteki herkesin hayretine sebep olmuştu.

“Ey Ebu Bekir, neden sevinilecek bir günde gözyaşı döküyorsun?” diye sorduklarında; “Allah’ın Rasulu’nun en büyük arzusu amcası Ebu Talib’in müslüman olmasıydı. Fakat bu dileği bir türlü gerçekleşmedi. Ben isterdim ki şu anda benim babamın yerine şehadet getiren Ebu Talib olsun, babamın müslüman olmasından dolayı benim gönlüm hoşnut olacağına, amcasının müslüman olmasından dolayı Allah Rasulu’nun gönlü hoşnut olsun. İşte bu olmadığı için ağlıyorum” dedi.

 

Dinle Sevgili Ülkem!

Şimdi, doğum yapacak olan bir kadın gibi sancılar içinde olabilirsin.

Fakat “Gül Medeniyeti”nin beşiğini salladığın günler de gelecek.

***

Vefa

Allah, kendisiyle meşgul olan kalbi sıkıntılarla meşgul etmek istemez.

***

“Suyunuzu Boşa Harcamayın”

TEMA Vakfı, evlerdeki gereksiz su tüketiminin önlenmesi amacıyla, ‘Suyunu Boşa Harcama’ kampanyası başlattı. Birkaç basit önlemle tonlarca suyun kurtarılacağını belirten TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Çelik Kurtoğlu, aksi takdirde içmek için temiz su bulmanın mümkün olmayacağını söyledi. Bu bilincin bireyler üzerinden toplumun geneline yansıtılabileceğini söyleyen Çelik Kurtoğlu, “Kampanya ile su tasarrufuna evlerden başlamayı düşündük. Bir kişi bile basit önlemlerle yılda 140 tona yakın suyun israf olmasını engelleyebiliyor.” dedi. Kurtoğlu, içinde bulunduğumuz dönemde Türkiye’de yaşanan kuraklığın, halkın duyarlılığını artırdığını ifade etti. Duyarlılığın eyleme geçirilmesi gerektiğinin altını çizen Kurtoğlu, aksi halde temiz içme suyu bulmanın bir hayal olacağını belirtti. Kampanyanın tanıtım filmleri, Mayıs ayı içinde ulusal kanallarda gösterilmeye başlanacak.

(Haber Kaynağı: Zaman)

Tiki’ler ve Anti-Tiki’ler

Geçenlerde Üsküdar’da vapurdan indim, otobüs durağına doğru yürüyordum. Arkamda bir cep telefonu tiz bir sesle öttü ve bir genç kız tuhaf kelimelerle sinirli sinirli konuşmaya başladı. İstemeden kulak misafiri oldum. Hani Avrupa Yakası dizisinde “Oha falan oldum” diye konuşan Selin adında bir kız var ya, tıpkı onun gibi konuşuyordu.

Popüler kültür alanına giren meselelerle pek ilgilendiğim söylenemez. Bu yüzden, bazı dostlarımın zaman zaman sözünü ettikleri Tiki adı verilen marka meraklısı gençlik kesimi hakkında bilgi sahibi değildim. Avrupa Yakası cinsinden dizileri de uzun boylu seyretmem. Fakat Üsküdar’da karşılaştığım kız, merakımı tetikledi. Bilenlere sordum, onlardan aldığım internet adreslerinde dolaştım ve bazı bilgiler edindim. Anladığım şu: Tiki Türkçesini sözümona eleştirmek amacıyla ‘üretilen’, ancak bu jargonun yaygınlaşmasına yol açan Selin, hiç de uydurma bir karakter değil!

Bizim kolay kolay anlayamayacağımız bir Türkçe konuşan bu gençlere Ciks de deniyormuş. Bir dostum da, Tiki’lerin çok paralı olanlarına, yani son model jeeplerini Bağdat Caddesi’nde çılgınca sürerek etrafa hava atanlarına Ciks denildiğini söyledi. Evet, Ciks… Ne demekse!

Tiki’ler genellikle ekonomik bakımdan üst sınıfa mensup gençlermiş, fakat orta sınıftan onlara benzemek isteyen ve daha ziyade Bağdat Caddesi Tiki’lerini örnek alan gençler de varmış. Bağdat Caddesi, Nişantaşı, Akmerkez gibi çevrelerde uç verip İstanbul’un başka bölgelerine de hızla nüfuz eden Tiki’ler, Amerikan preppy gençliğini yakından izler, en pahalı markaları tercih eder, Türkçeyi Amerikan aksanıyla, yani miyavlar gibi konuşurlarmış. Tiki jargonunun ayırıcı özelliklerinden biri, bolca İngilizce kelime kullanılması ve bazı İngilizce deyimlerin Türkçeye uyarlanmasıymış. Mesela “Oha falan oldum” lâfının kaynağı şu cümleymiş: “I was like Oh my god!”

Kısacası bu “Türkilizce”, Tikiliğin şanındanmış.

Tiki’ler politikayla hiç mi hiç ilgilenmezlermiş; dünya yıkılsa umurlarında değilmiş. Sadece kendilerini düşünen, sadece tüketen, giyim kuşamlarında estetizmi takıntı haline getirmiş tuzu kuru gençlermiş bunlar.

Tabii, bütün akımlar gibi, Tikilik de ‘anti’sini doğurmuş. Anti-Tikilerin Wikipedia tarafından link verilen bir siteleri bile var: anti-tiki.org. Özetle diyorlar ki (imlâsını mimlasını düzelterek sunuyorum):

“Yurdumuzda giderek artan Tiki problemine dikkat çekmek istedik, çıktık ortaya. Tikiler ‘Hoop napıosunuz kardeşim paramız var harcıoooooruz size neeee!’ dediler. Sonra çıkıp ‘İşiniz yok mu lan salaklar?’ dediler. Bilmiyorum kaç kişi girdi, kaç kişi forumda uğraşıp yazdığımız yazıları okudu, ama bizim başlattığımız akım istenilen ölçüde gidiyor. Yani bu gün biri girip arama motorunda ‘Anti-Tiki’ kelimesini görüp ‘Evet Tikilik diye bir şey var ve bu karşı olunası bir şeymiş!’ diyorsa ne mutlu bize! Taşıdığımız bayrakla gurur duyuyoruz. Daha üretken bir gençlik için eylemlerimiz devam edecek. Ama başlattığımız akımla gurur duyuyoruz! Sizden çok şey bekliyoruz! Yürüyün be!”

Ne diyebilirim, bilmiyorum! “Hadi, hayırlı tıraşlar!”

Beşir Ayvazoğlu 

Gertrud

 ”… Mahzun mahzun arkasından baktım, gördüğüm manzara uzun süre aklımdan çıkmadı. Gerçekten bambaşka biri miydim bütün bu insanlardan, Marion’dan, Lotte’den, Muoth’tan? Gerçekte sevgi denen şey bu muydu? Hepsini görüyor, bütün bu ateşli insanları görüyordum; sanki bir fırtınanın önüne katılmış, yalpalayıp duruyor, bir belirsizlikten içeri savruluyorlardı.

Erkekleri görüyordum; bugün arzuyla, yarın bıkkınlıkla kahroluyor, yana yakıla seviyor, sevgilere hoyratça son veriyor, hiçbir sevgiye güven beslemiyor, hiçbir sevgide mutlu olamıyorlardı.

Kadınları görüyordum, sevgiden yanıp tutuşan; aşağılanmaları ve dayakları sineye çekiyor, sonunda kapı dışarı ediliyor, ama bağladıkları erkekten yine de kopamıyor, kıskanç ve horlanmış sevgiyle onurları çiğnenmiş, köpeksi bir sadakat sergiliyorlardı.

O gün uzun süre ilk kez oturup ağladım. İçerleyerek, kızarak gözyaşları akıttım bu insanlar için; dostum Muoth için, yaşam ve sevgi için gözyaşları. Ayrıca kendim için de bir daha sessiz, daha bir el altından gözyaşları akıttım, bir başka gezegende yaşar gibi bütün bu insanların arasında yaşayan, hayat denen şeye akıl erdiremeyen, sevgiye susamışlıktan ölen, ama sevgiden de korkmadan duramayan benim kendim için…”

Hermann Hesse

Ermeni Katliamı mı Dediniz?

Katliam: İzmit’in Kollar köyünden Ermeniler tarafından balta ile katledilen Müslümanlardan bir kısmının olaydan sonra çekilen fotoğrafı;
1- Boşnak Malik 2- Abdulmecid oğlu Ali 3- Ali oğlu Seyid (14 yaşında) 4- Ömer oğlu Abdulgani 5- Abdulgani oğlu Mecid 6- Abdullah oğlu Hüseyin 7- Bekir oğlu Yusuf 8- Osman oğlu İsmail
Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri.

Erzincan’da Ermeniler tarafından ırzına geçilerek öldürülen Pakize adlı bir Türk kadını.
Kaynak :Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures.

 

25 Nisan 1918′de, Subatan’da Ermeniler tarafından öldürülen Türk çocuklar, kadınlar ve karınları deşilerek bebekleri çıkarılan anneler.
Kaynak:Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures.

 

Erzincan’ın Odabaşı bölgesinde, Ermeniler tarafından oyularak katledilen bir Türk.
Kaynak :Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures.

 

Sivas’ta Ermeni çeteleri tarafından yapılan katliamda boğazı kesilerek öldürülen jandarma Mustafa.
Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri.

 

Ordudan hava değişikliği için terhis edilen ve 23 Temmuz 1915 de Diyarbakır’ın Lice kazasına bağlı Kum ve Çom köyleri civarında elleri ayakları bağlanarak Ermeni komitecileri tarafından şehit edilen askerler.
Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri.

 

Diyarbakır’ın Şark nahiyesine bağlı Hızır İlyas Köyü Mersani Deresi (23 Temmuz 1915). Hono ismindeki Ermeni’nin başında bulunduğu çete tarafından hançer ve kurşunla şehit edilen erkek, kadın ve çocuklar.

Kaynak: Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri

 

Erzincan Odabaşı bölgesinde, birbirlerine bağlanmış halde öldürülmüş kadın ve çocukların cansız bedenleri. kadın ve çocukların cansız bedenleri.
Kaynak :Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures

Dost

Yolları oldukça uzunmuş, Yokuş yukarı gidiyorlarmış ve güneş yakıcıymış. Ter içinde kalmışlar, susamışlar. Bir dönemecin ardında harika bir mermer kapı görmüşler. Kapı, ortasında bir çeşme bulunan altın döşeli bir meydana açılıyormuş. Çeşmeden de berrak bir su akıyormuş. Yolcu kapıdaki bekçiye dönmüş;

“İyi günler.”

“İyi günler.” diye yanıt vermiş bekçi.

“Burası harika bir yer. Adı ne?”

“Burası cennet.”

“Ne iyi! Cennete gelmişiz. Çünkü çok susadık.”

“İçeri girip dilediğiniz kadar su içebilirsiniz.” demiş bekçi ve eliyle çeşmeyi göstermiş.

“Atımla köpeğim de susadılar.”

“Kusura bakmayın.” demiş bekçi, “Buraya hayvanlar giremez.”

Yolcu çok üzülmüş, çok susamış ama suyu tek başına içmek istemiyormuş. Bekçiye teşekkür edip yoluna devam etmiş. Epey bir süre yamaç yukarı gittikten sonra eski görünümlü küçük bir kapıya varmışlar. Kapı iki yanı ağaçlıklı toprak bir yola açılıyormuş.

Ağaçlardan birinin altında, şapkasını alnına indirmiş uyur gibi yapan bir adam varmış.

“İyi günler.” demiş yolcu.

Adam başını sallamış.

“Atım, köpeğim ve ben çok susadık.”

“Şurada taşların arasında bir pınar var.” demiş adam ve eliyle orayı işaret etmiş, “İstediğiniz kadar su içebilirsiniz.”

Yolcu bekçiye teşekkür etmiş.

“İstediğiniz zaman yine gelebilirsiniz.” demiş bekçi.

Yolcu sormuş;

“Buranın adı ne?”

“Cennet.”

“Cennet mi? Ama mermer kapıdaki bekçi de bana orasının cennet olduğunu söyledi.”

“Orası cennet değil cehennemdi.”

Yolcunun aklı karışmış;

“Sizin adınızı kullanmalarına neden izin veriyorsunuz? Yanlış bilgi vermeleri büyük karışıklığa neden olur!”

Adam gülmüş;

“Hiç de değil!” demiş, “Aslında onlar bize büyük bir iyilikte bulunuyorlar. En iyi dostlarına sırt çevirenlerin hepsi orada kalıyor çünkü..”

Boşanma Parası

 

Önce Amerika’da başlayan sonra Avrupa’ya sıçrayan yüksek tazminatlı boşanma furyasına ülkemiz de kendini kaptırdı. Hatırı sayılır bir servete sahip olan ünlü erkekler, artık eşlerini boşamak için yüklü miktarda para vermek durumunda. Gerek ülkemizdeki gerekse yurtdışındaki boşanmaların çoğunun sebebi; erkeklerin başka bir kadınla ilişkisi. Dünyada boşanırken en çok tazminat ödeyen erkek olarak 150 milyon dolarla ABD Basketbol Ligi’nin efsane oyuncusu Michael Jordan başı çekiyor. Türkiye’de ise Cem Hakko, Halis Toprak, Ali Kamil Germirli, Sinan Göker, Mehmet Ali Erbil yüksek tazminatla boşanan erkekler arasında.

Forbes’e göre tazminatın 10 ünlüsü

Basketbolcu Michael Jordan-150 milyon doların üzerinde

Şarkıçı Neil Diamond-150 milyon dolar

Yapımcı ve yönetmen Steven Spielberg-100 milyon dolar

Aktör Harrison Ford-85 milyon dolar

Aktör Kevin Costner-80 milyon dolar

Müzisyen Paul McCartney-60 milyon dolar

Yönetmen James Cameron-50 milyon dolar

Aktör Michael Douglas-45 milyon dolar

Şarkıcı Lionel Richie-20 milyon dolar

Şarkıcı Mick Jagger-15 milyon dolar

(Haber Kaynağı: Cumaertesi)

Duygu

Duygu olmadan hiçbir karanlığın aydınlığa dönüşmesi, hiçbir adaletin harekete dönüşmesi mümkün değildir.

(Jung)