Bülent Ersoy Makyajsız!

Şu sıralar sanal alemde dolaşan Diva Bülent Ersoy’un makyajsız fotoğrafı, görenleri kelimenin tam anlamıyla şok ediyor.
Her zaman gösterişli kostümleri ve abartılı makyajı ile görmeye alışık olduğumuz Bülent Hanımefendi’yi, böyle makyajsız, bakımsız bir halde görmek gerçekten insanda soğuk duş etkisi yaratıyor. Sizce de öyle değil mi?

Küçük Zeki Çocuk

 

Bir zamanlar küçük bir çocuk okula başlamış. Çok küçük bir çocukmuş. Okulsa büyük bir okulmuş. Fakat küçük çocuk bahçe duvarından sınıfa yürüyerek gideceğini keşfettiğinde mutlu olmuş. Bundan sonra okul ona eskisi kadar büyük görünmemeye başlamış.

Bir sabah, küçük çocuk okuldayken öğretmeni seslenmiş:”Bugün çiçek resmi çizeceğiz!” Küçük çocuk çok sevinmiş. Resim yapmayı çok seviyormuş. Her türlü resim yapabilirmiş. Aslanlar, kaplanlar, tavuklar, inekler… Trenler, tekneler… Mum boyalarını çıkarmış ve başlamış çizmeye.

Fakat öğretmeni: “Bekleyin, daha başlamayın!” diye bağırmış. Ve herkes hazırlanana kadar beklemişler. “Şimdi…” demiş öğretmeni,”…çiçek resmi çizeceğiz!” Küçük çocuk çok sevinmiş. Resim yapmayı çok seviyormuş. Güzl çiçekler yapmaya başlamış. Pembe, portakal rengi ve mavi; rengarenk çiçekler…

Fakat öğretmeni “Bekleyin! Ben size nasıl yapacağınızı göstereceğim!”demiş. Tahtaya bir çiçek resmi çizmiş. Sapı yeşil, gövdesi kırmızıymış. “İşte böyle! Tamam, şimdi başlayabilirsiniz!” demiş.

Küçük çocuk öğretmeninin çizdiği çiçeğe bakmış, sonra da kendi çiçeğine… Kendi çizdiği çiçeği daha fazla sevmiş, ama bunu söylememiş. Kağıdın öteki yüzünü çevirmiş ve öğretmeninkine benzer bir resim çizmiş; yeşil saplı, kırmızı renkli bir çiçek…

Başka bir gün küçük çocuk kapıyı kendi başına açabilmeyi başardığında  öğretmeni: “Bugün hamur çalışacağız!” demiş. Küçük çocuk çok sevinmiş. Hamurla oynamayı çok seviyormuş. Hamurdan çeşitli şeyler yapabilirmiş; yılanlar, kardan adamlar… Filler, kediler… Arabalar, kamyonetler… Hamurunu yoğurmaya başlamış.

Ama öğretmeni: “Bekleyin! Daha başlamayın” diye bağırmış. Herkes hazırlanana kadar beklemişler. “Şimdi” demiş öğretmeni, tabak yapacağız!” Küçük çocuk çok sevinmiş. Tabak yapmayı çok seviyormuş. Çeşitli boylarda ve şekillerde tabaklar yapmaya başlamış.

Fakat öğretmeni: “Bekleyin! Ben size tabağın nasıl yapılacağını göstereceğim!” demiş. Herkese derin bir tabak nasıl yapılır, göstermiş. “İşte böyle! Tamam, şimdi başlayabilirsiniz.!” demiş öğretmeni.

Küçük çocuk bir öğretmeninin yaptığı tabağa bakmış, bir de kendi tabağına… Kendi yaptığı tabağı daha çok beğenmiş. Ama bunu kimseye söylememiş. Hamurunu tekrar top haline getirmiş ve öğretmenininkine benzeyen bir tabak yapmış. Bu derin bir tabakmış.

Nihayet küçük çocuk beklemeyi öğrenmiş, izlemeyi de. Öğretmenininkine benzer şeyler yapmayı da. Çok geçmeden kendisine has şeyler yapamaz olmuş.

Daha sonra küçük çocuk ve ailesi başka bir şehirde yeni bir eve taşınmışlar. Ve küçük çocuk başka bir okula gitmek zorunda kalmış. Bu okul diğer okullardan daha da büyükmüş. Ve dışarıdan içeriye açılan bir kapısı yokmuş. Büyük basamaklardan çıkmak, sınıfına ulaşmak için uzun bir koridordan geçmek zorundaymış.

Daha ilk gün, öğretmeni:”Bugün resim çizeceğiz.” demiş. Küçük çocuk çok sevinmiş. Öğretmenin komut vermesini beklemiş.

Ama öğretmeni hiçbirşey söylememiş. Sadece sınıfın içinde, öğrencilerin arasında gezinmiş. Küçük çocuğun yanına gelince, “Resim çizmek istemiyor musun?” diye sormuş. “İstiyorum!” demiş küçük çocuk, “Ne çizeceğiz?”. Öğretmeni:”Buna sen karar vereceksin!” demiş. “Hangi renkle boyayacağız?” diye sormuş küçük çocuk. “Hangi rengi istersen onunla!” demiş öğretmeni.

“Eğer herkes aynı resmi çizerse, aynı renkle boyarsa, kimin yaptığını nasıl anlayabilirim?” diye sormuş öğretmeni. “Bilmiyorum!” demiş küçük çocuk.

Pembe, portakal rengi ve mavi çiçekler yapmaya başlamış. Yeni okulunu çok sevmiş. Ön kapıdan sınıfa girilen bir kapısı olmasa bile!

Helen E. Buckley

Hayalin Derinlikleri

 

Büyük ve kalabalık bir toplulukla beraber konferansın yapılacağı  acayip araziye doğru yola çıktık. Garip bir şekilde hem insani his ve bilgilerle hem de karınca şuuruyla hareket ediyordum. Nihayet arziye vardık.Buraya karınca olarak baktığım zaman gerçekten üzerinde düşünülecek ve konferanslar verilecek kadar enteresan bir yapıya sahip olduğunu ama insan olarak müşahede ettiğim zaman iki tarafı büyük mağazalarla süslü, düz ve iri Napoli taşlarıyla döşenmiş, geniş bir caddede olduğumuzu görüyordum. Bu iki duygu arasındaki korkunç uçurumu tefekküre dalmıştım ki tabiat alimlerinden biri bu arazi hakkında konferans vermeye başladı:

-Efendiler! Burada en dikkat çekici olan bu odacıkların şekli ve aralarındaki kanalların düzgünlüğüdür. Odacıklar aşağı yukarı, kanallar ise mükemmel denecek kadar düzgün çizgilerle doludur. Neden bu kadar düzgün olduğunu alimlerimiz bir türlü çözemiyorlar.Halbuki tabiatta böyle el yapımına benzer şeyler yoktur ve olamaz da, dedi.

Konferansın en tatlı yerine gelinmişti ki birdenbire sayıları yüzbinleri geçen dinleyiciler arasında bir çığlıktı koptu. Gökyüzünün açık olmasına rağmen yağmur ile kıyas edilemeyecek kadar şiddetli bir su seli, sıcak bir tufan bir anda binlerce karıncayı önüne katıyor ve sürüklüyordu. Gökten yağan bu tufandan meydana gelen ve delice akan nehirler karıncaları perişan ediyordu. Herkes bir tarafa kaçışıyordu. Ben ise bir dakikalık korku ve panik yaşadıktan sonra bu suyun nereden geldiğini araştırmaya karar verdim. Yukarıdan hala sağanak halinde sular boşanıyordu.

Bu olaya insan olarak baktığım zaman gülmekten ve şaşırmaktan kendimi alamadım. Garip arazi adını verdikleri bir cadde idi ve biz bu caddede bir kaldırımın kenarında duruyorduk. Bulunduğumuz yere kiralık bir araba yanaşmıştı. Arabacı keyifle uyukluyor, hayvanlarda başlarına asılan torbalardan yem yiyorlardı. Tam o sırada hayvanlardan ikisi sanki anlaşmış gibi işemeye koyuldular. İşte bizim zavallı karıncaları perişan eden sıcak sel, bu atların idrarından başka bir şey değil idi.

Bütün karıncalar büyük bir acı ve üzüntü içinde benim cenazemle uğraşıyorlardı. Ne yazıkki bende felaket esnasında hayatını kaybedenler arasındaydım. Alimler ise hala arazide meydana gelen bu doğal afetin sebebini araştırıyorlar idi. Nihayet tabiat alimlerinin en büyüklerinden biri kütüphanesinde bulunan bir eserde olayın sebebine rastladı. Şöyle deniliyordu: “Garip arazide öyle güçlü bir elektiriklenme vardır ki zaman zaman birdenbire şiddetlenir ve havanın yoğunlaşmasına sebep olur. Böylece en küçük bir terslik bile o bulutlardan sel gibi suların boşalmasına sebebiyet verir.”

Bunu işittiğim zaman gözümün önüne yem yiyen yorgun beygirlerin işemeleri geldi ve bir kahkaha patlatıverdim. Hemen arkasından da uyandım.

O sırada Aynalı Baba gözüme ilişti. Hem gülümsüyor hem de şimdiye kadar hiç görmediğim bir oyun oynuyordu. Bir taraftan da mırıldanıyordu:

Güneş yanar, alem döner,

Birgün gelir hepsi söner,

Ey sahib-i ilm ü hüner,

Bilir misin sebebi kim?

Ne gelen var, ne giden var,

Ne solan var, ne biten var,

Ne gül var, ne diken var,

Bilir misin sebebi kim?

Her zerre ferd, yoktur eşi,

Acep bunlar kimin işi?

Ey kendini bilmez kişi,

Bilir misin sebebi kim?

Hak’tır desen manası ne?

Sebep midir bir kelime?

Soruyorum sana yine,

Bilir misin sebebi kim?

A’mak-ı Hayal

Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi

Siyah Noktalara Buhar Banyosu

Yüzünüzdeki siyah noktalar için ilk önce eczaneden bir şırınga alın. Daha sonra temiz bir tasa kaynamış sıcak su koyun.

Başınızın üstüne bir çarşaf örterek bu suyun buharına bir süre yüzünüzü tutun. Yani yüzünüze basit bir buhar banyosu yapın. Buhar banyosundan sonra siyah noktalar çok kolay çıkar.

Buhar banyosundan sonra iğnesini çıkardığınız şırınganın ucuyla hafifçe siyah noktanın üzerine bastırın. Siyah noktalar şırınganın içine girecektir. Bunu yaparken siyah noktaların çıkış yönüne dikkat edin ve o yönden bastırın. Yüzünüzdeki siyah noktalar hep aynı yönde çıkar.

Bu işlemden sonra yüzünüzü mutlaka bir temizleme losyonuyla temizleyin.

 

ABD Başkanlığına Aday Türk Kızı

 

American Legion Auxiliary derneği tarafından bu yıl 61′incisi düzenlenen organizasyonda Türk asıllı bir kız öğrenci Amerikan başkanlığına aday oldu. 

Amerikalı genç kızları vatandaşlık bilinci ve sorumluluklarına hazırlayan ‘Girls Nation’ adlı organizasyonda, 21-28 Temmuz tarihleri arasında ABD başkanlık seçimi yapılacak. Long Island Hicksville Lisesi son sınıf öğrencisi Şule Akoğlu da Amerika başkanlığına aday. 98 öğrencinin katıldığı seçimin en güçlü adayları arasında gösterilen Şule Akoğlu, halen Girls Nation’da, New York Senatörü olarak görev yapıyor. Seçim öncesinde Washington DC’de Başkan Bush ve Federal senatörlerle tanışacak olan Şule Akoğlu, bu buluşma için hazırlıklı olduğunu söyledi. Başkan için özel bir soru hazırladığını belirten Akoğlu, cevabını Bush’dan almadan kimseye paylaşmak istemediğini dile getirdi.

New York’u temsilen Washington DC’ye gidecek olan iki kişiden biri olan Akoğlu, eyalette ki iki senatör koltuğundan birini kapmak için 36 kişiyle yarıştı. Washington DC’de bir hafta boyunca devletin işleyişi, seçim kampanyası, etkili konuşma ve vatanseverlik konularında seminerlere katılacak olan Akoğlu, burada son olarak birde konuşma yapacak. Her eyaletten sadece iki öğrencinin katılabildiği organizasyon aslında siyasetin biraz daha genç yüzünü ifade ediyor. Girls Nation’a seçilebilmek için adaylar birbirleri ile yarışırken oy verenleri etkilemek adına her aday kendini tanıtmanın dışında neler yapabileceğinin hesabını da veriyor. Girls Nation’a giden yolun uzun olduğuna vurgu yapan Akoğlu şöyle “Bu süreçte son aşamaya gelene kadar bir kaç kez kürsüye çıktım. Yaptığım hiçbir konuşmada kendimden bahsetmedim. Daha önce eyalet Başsavcılık adaylığı için yaptığım konuşmada, bu görevi alacak kişinin cesur ve adil olması gerektiğini anlattım. Benim dışımdaki diğer öğrenciler ise okuldaki başarıları ve hangi kulüplere üye olduklarından bahsetti. Oraya gelen her öğrenci gerçekten çok zeki.” diye konuşuyor.

Girls Nation’a seçilebilmek için kendisine farklı bir yöntem seçen Akoğlu, “Burada yaptığım konuşma hedeflerim ve hayallerim hakkındaydı” diyor. Konuşmasında ayrıca Amerika’nın mili değerlerine de atıflarda bulunduğuna değinen genç başkan adayı Akoğlu, özgürlüğün kazanılması ve Martin Luther King’in mücadelesinden örnekler verdiğini ifade etti. Martin Luther King’in meşhur konuşmasında olduğu gibi kendisinin de bir rüyası olduğu hususuna vurgu yapan Akoğlu, “Orada ‘Benim bir hayalim var o da Girls Nation’a başkan olmak’ dedim. Ve konuşmamı böyle noktaladım” diye anlatıyor.

Washington DC’de yapacağı konuşma için bir hazırlık yapmadığını belirten Akoğlu, şifahi konuşmasında, dünyanın ihtiyacı olduğu barış, sevgi ve diyalogdan söz etmeyi düşündüğünü aktarıyor. ABD başkanlık yarışının iki güçlü ismiyle tanışmak istediğini de sözlerine ekliyor. Bu isimler ise Hillary Clinton ve Barack Obama. Gelecekte de politikayla uğraşmak istediğini dile getiren Şule Akoğlu, heyecanın her geçen gün arttığını belirtiyor. Haziran ayı içinde yapılan eğitim programında değişik şehirlerden onlarca yeni arkadaş edindiğini ifade eden Akoğlu, bu sayede hayata daha güçlü hazırladığı düşüncesinde. Politika ile uğraşmanın güzel tarafları kadar bazı sıkıntılarının da olduğundan yakınan Akoğlu, bunların başında da kampanya dönemlerinde annesinden uzak kalmak olarak açıklıyor. Genç başkan adayının adaylığı gibi okumak istediği okullarda ülkenin en kaliteli üniversiteleri arasında yer alıyor. Akoğlu, Hillary ve Bill Clinton ile Başkan George W. Bush’un mezun olduğu Yale veya Columbia Üniversitesi’nden diploma almak istediğini söyledi.

American Legion Auxiliary (ALA), dünyanın her yerinde binlerce üyesi bulunan American Legion’a bağlı, kar amacı gütmeyen bir organizasyon. ALA her yıl, erkek (Boys Nation) ve kız (Girls Nation) öğrenciler için, vatandaşlık bilgi, sorumluluklarını geliştirmek ve geleceğin liderlerini hazırlamak için, ülke çapında 48 eyaletin katılımıyla seçimler yapıyor. Seçimlerde, temsili eyalet senatoları oluşturulup daha sonra her eyaletten iki senatör seçilerek yine temsili ulusal senato vücuda getiriliyor. Başkent Washington’da yaz aylarında bir haftalık programda bir araya gelen temsili senatörler, gerçek senatörlerle ve ABD Başkanıyla da tanışıyor. Genç senatörler, kendi aralarından o yılki ABD başkanını da seçerek programlarını tamamlıyor.

GENÇLİKLERİNDE ORGANİZASYONA KATILAN BAZI ÖNEMLİ İSİMLER

Bill Clinton: 42. ABD Başkanı

Jane Pauley: Gazeteci

Ann Richards: Texas eski Valisi

Tuğgeneral General Michelle D. Johnson: ABD Hava Kuvvetleri Komutanlığında ordu komutanlığı yapan ilk kadın general

Lynne Cheney: Başkan Yardımcısı Richard Cheney’in eşi.

Jennifer Dunn: Temsilciler Meclisi Üyesi

Barbara Cubin: Temsilciler Meclisi Üyesi

Zayıf Görünmek İçin…

Kısa boy, dar omuzlar, geniş kalçalar… Herkesin bir kusuru var! Önemli olan bunları gizlemenin yolunu bilmek.

Şişmansanız;

Pantolon: Pantolonlarınızı mümkün olduğunca krep gibi dökümlü kumaşlardan seçin.

Üst: Özellikle pantolon üzerine, bacaklarınızın üst kısmına dek inen uzun tunikler giyin. Göz alıcı, dikkat çekici büyük desenler yerine tek renk ve koyu tonları tercih edin. Dekolte kullanmaktan kaçınmayın ama kalın ve belinizi saran kemerlerden kaçının!

Ceket: Dökümlü kumaşlardan olanları tercih edin; mümkünse önünü iliklemeden giyin. Ceketlerinizde büyük vatkalar yerine daha küçük, omuzlarınızı hafifçe yükseltecek vatkalar kullanın.

Elbise - etek: Asla vücudunuzu sarmamalı: streç kumaşlara veda edin! Vücuda yapışmayan, uçuşan kumaşlar idealdir. Renk olarak daha çok tek renk ve koyu tonlar kullanın. Emprime seviyorsanız minik desenlileri tercih edin. Etek boyu baldırlarınızın hemen altına dek inmeli; daha uzun boylar da rahatlıkla kullanabilirsiniz.

Kapasite

 

Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anlayabildiği kadardır…

Mevlana

Maud Lindsay

 

1874 yılında Amerika’nın Alabama eyaletinde doğdu. Buradaki ilk anaokulunun müdürü ve öğretmeni oldu. Bu görevini kırk yıldan fazla sürdürdü. İlk kitabı Anne Masalları 1900 yılında yayımlandı. Üniversite eğitimi almamakla birlikte, New York Üniversitesi hocalarına hikaye anlatma sanatı hakkında konferanslar verdi. 1941 yılında öldüğünde geride yayımlanmış 16 çocuk kitabı bırakmıştı.

Erdemin Adı

Sultan’ın katına gelerek

“Ey başı göklere yücelen Sultan!” dedi şair,

“seni övmek üzere bir şiir yazdım.

İnci gibi parlak bir cevheri, senin için deldim.

Çok övgü almış, şimdiye dek çok

medhiyye görmüşsündür, lakin benim

şiirim gibisine rastlamadığını sanıyorum.”

Padişah meraklandı. Şairin uzattığı kağıdı

özenle aldı, baktı. Sadece ismi yazılıydı.

Hiddetlendi: “Be akılsız adam” diye çıkıştı, “bu ne demek

oluyor?”

Şair sustu. Padişahın hiddeti sürüyordu: “Ne bir iyiliğimden

söz ediyor, ne bir güzelliğimi övüyorsun.

Buna övgü denir mi?”

Şair, “Sultanım” diye söze başladı, “bu uğurlu isimle

bulunduğun şöhretten daha yücesi var mı? Sana övgü ve

ün olarak adın yeter. Adın, erdemle özdeşleşmiş,

nitelik ismiyle anmak istemez.

Çünkü adın bütün güzel ve iyi niteliklere işaret eder.”

(Molla Cami, Salaman ve Absal’dan..)

Sonsuzluk Delili

“Bendeki sonsuzluk düşüncesi bana ne benden, ne de hariçteki şeylerden gelmiştir. Çünkü ben ve hariçteki şeyler sonludur. Sonlu şeylerin eseri sonsuz olamaz.Öyleyse bendeki sonsuzluk düşüncesinin kaynağı sonsuz bir varlıktır ki, o da Tanrı’dır.”

Descartes

Sonraki Sayfa »