10 Aralık 1945′te Colorado’nun Fruita şehrinde semiz bir horoz yavrusunun kafası kesildi ve bu horoz yavrusu yaşamaya devam etti. Bu horozun kafasını kesen balta inanılmaz bir biçimde horozun şahdamarını ıskaladı ve beyin sapının yaşamasına, hatta büyümesine yetecek kadarlık kısmını boynunda bıraktı.
Mike olarak tanınan bu horoz ulusal bir şöhret olarak ülkeyi dolaştı; Time ve Life dergilerine çıktı. Sahibi Lloyd Olsen ABD’nin tamamında düzenlediği etkinliklerde ”Kafası Olmayan İnanılmaz Horoz Mike”ı göstermek için 25 cent ücret aldı. Mike kart bir pilicin kafasını alarak eksiksiz bir biçimde boy gösterebilecek durumdaydı. Aslında Mike’ın kafasını Olsen’in kedisi yemişti. Mike şöhretinin doruğunda ayda 4500 dolar kazanıyordu ve kendisine 10000 dolar değer biçiliyordu. Onun başarısı, piliçlerin kafasını kesen bir dizi taklitçiyi beraberinde getirdi, ama bu taklitçilerin talihsiz kurbanlarından hiçbiri 1-2 günden fazla yaşamadı.

Mike’ın yemeği ve suyu bir göz damlalığıyla veriliyordu. Kafasını kaybetmesinin ardından geçen 2 yıllık süre zarfında yaklaşık 2.7 kilo aldı ve mutlu bir biçimde boynuyla yiyecekleri ”gagalayarak” ve tüylerini düzelterek vaktini geçirdi. Mike’ı çok iyi tanıyan biri şu yorumu yaptı: ”O, kafası olmadığının farkında olmayan büyük, şişman bir piliçti.”

Felaket, Arizona’nın Phoenix şehrinde bir otel odasında geceleyin meydana geldi. Mike’ın nefesi tıkandı ve Olsen’in korktuğu başına geldi: Göz damlalığını önceki günkü gösteride bırakmıştı. Solunum yollarını açamayınca, Mike nefesi kesilerek öldü.
![]()
Mike Colorado’da hala bir idoldür ve Fruita 1999′dan bu yana her Mayıs ayında onun ölümünü ”Kafasız Horoz Mike” günüyle anmaktadır.
Dünya’nın En İlginç Cep Telefonu Tasarımları
Yayınlanma Nisan 19, 2009 Moda , Tasarım Leave a CommentMac Funamizu tasarımı olan Wild Fold’un en büyük özelliği gerçekten katlanabilir bir telefon olması
Her ne kadar Wild Fold mükemmel görünüyor olsa da, yakın gelecekte bu telefonun üretilebilmesi pek mümkün görünmüyor.
On Time Headset System: Pedro Gomes imzalı bu tasarım, estetik açıdan gerçekten de mükemmel.
Kawaii Phone: Kamerası, renkli ekranlı ve küçük tuşları ile ilgi çeken bu tasarımın sahibi Joseph Liang.

Cam Telefon: İşte bu telefon gerçekten de göze hitap etmeyi başarıyor. Dezavanatjı ise biraz “kırılgan” olması. Ayrıca cep telefonunda parmak izi sevmeyenler için de bir kabus olabilir.
Nokia : Uzun zamandır internette boy gösteren ama bir türlü gerçek olamayan bir konsept… Her telefon ince olacak diye bir kural yok. Heikki Juvonen, bu Nokia telefonun ince olmak yerine ergonomik olmasının daha önemli olduğuna karar vermiş.
Samsung Clover: Clover, Milan’daki Samsung tasarımcılarının eseri. Konsept; telefonu oluşturan her bir parçanın ayrı ayrı ortaya konulabilmesi üzerine kurulmuş.

Samsung Clover: Ekranı etrafında bulunan manyetik alanın gücüne göre transparan ve mat arasında değişiklik gösteriyor.
Nokia Remade: Nokia Remade tamamen geri dönüşümlü malzemelerden oluşturuluyor. Örneğin klavyesi teneke içecek kutularından, içerisinde yer alan plastik eski lastiklerden oluşturulmuş. Pet şişe atıkları da telefonun pek çok yerinde kullanılmış.
E-ink Phone: E-ink Phone’un tasarımcısı Anthony Reed, telefonda sadece gri tonları kullanmış.
Ply Konsept: Japon KDDI tasarım stüdyosunun bir konsept çalışması.
Ply Konsept: Katmanlardan oluşan bu telefon bir telefondan gerçek anlamda daha fazlasını sunuyor. Telefon özelliğinin yanı sıra oyun konsolu, projeksiyon ve hatta yazıcı özelliği de bulunan telefon, bu kadar çok işlevi bir arada hedeflediği için büyük ihtimalle kolay kolay tasarım aşamasından çıkamayacak.

Asus Aura: Sadece 6 mm kalınlığındaki Asus Aura, 3,9 inçlik ekrana sahip. Asus’un en iddialı tasarımlarından biri.
Maple Phone: Görnüşte sadece 4.5 x 10.4 x 9.8 cm ebatlarında ahşap bir parça…
Nokia 888: Son derece esnek olan ve kola takılabilen bu telefon bir öğrencinin tasarımı…
Scroll: Gerçekten sıradışı bir telefon olan Scroll, muhteşem multi medya özelliği ile öne çıkıyor. Üzerinde 10 megapiksellik bir kamera olduğunu da ekleyelim.
Lenovo Toxic: İlk bakışta size sıradan bir tasarım gibi gelebilir ama yakından bakınca üst bölümündeki parfüm bölmesini siz de fark edeceksiniz. Her zaman güzel kokmak isteyenler için…
KRE8: Cep telefonu ve müziği gerçekten birleştirmek istiyorsanız, Jose Tomas DeLuna’nın tasarımı olan KRE8 size öre olabilir.
KRE8: Bu telefon sizin parmak hareketlerinizi takip ederek, bu hareketleri bir MIDI dosyasına dönüştürebiliyor. Yani KRE8 ile gerçek anlamda müzik parmaklarınızın ucunda…
Whisky Cyon Phone: Tek renk telefondan sıkıldınız mı? Whisky Cyon Phone adlı bu telefon gelen aramaya göre rengini değiştirebiliyor.
Microsoft Zune-Xbox-360-Telefon?: T3 tarafından hazırlanan bu konsept, Microsoft’un Zune adlı MP3 çaları ile Xbox 360 oyun konsolunu bir cep telefonunu içerisinde birleştiriyor.
Zaman Online
![]() |
Çanakkale Şehitlerine
Yayınlanma Mart 16, 2009 Duyarlı Toplum , Edebiyat , Gönül , Güncel , Tarih , İnanç , Şiir 1 CommentŞu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- “Bu bir Avrupalı!”
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi… Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâ’ûna da zuldür bu rezil istilâ!
Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlâhî o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi;
“O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme” dedi.
Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar…
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
“Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın… Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.
Mehmed Akif Ersoy
Meyveleri taze tüketmek istiyorsak alış-veriş takvimimiz şöyle olmalıdır:
Ocak: Elma, nar, portakal, armut, greyfurt.
Şubat: Elma, portakal, greyfurt, ayva, armut, muz.
Mart: Elma, muz.
Nisan: Can erik.
Mayıs: Çilek, yeşil erik, malta eriği, dut.
Haziran: Kiraz, yeşil erik, malta eriği, şeftali, kayısı, dut.
Temmuz: Şeftali, kayısı, kavun, karpuz, sarı erik, vişne, ahududu.
Ağustos: Karpuz, kavun, şeftali, kayısı, üzüm, incir, mürdüm eriği, kırmızı erik, vişne, böğürtlen.
Eylül: Mürdüm eriği, karpuz, kavun, üzüm, incir, fındık.
Ekim: Armut, üzüm, elma, muz, mandalina, greyfurt, fındık, ceviz.
Kasım: Üzüm, elma, muz, mandalina, nar, armut, greyfurt, kivi, Trabzon hurması, ceviz, kestane.
Aralık: Elma, mandalina, portakal, nar, armut, muz, kivi, greyfurt, ayva, Trabzon hurması, kestane.
Meyvelerimizin uzun süre taze kalmasını istiyorsanız, aralarına herhangi bir yaprak yerleştirin.
Bir başka yöntemse, temiz bir naylon çorap içine doldurup, kuru bir yere asmaktır.
Oktay Usta’nın mutfak sırları.
Çoban çalgısı olarak bilinen kaval, yörede daha çok şimşir ağacından (nadiren livori, incir ve erik ağacından), altta 1 ve üstte 7 delikli olarak imal edilir. Dilli kaval ve dilsiz kaval olarak adlandırılan iki türü vardır. Dilli kavalın ucunda ses üretimini sağlayan bir düdük bulunur. Dilsiz kaval ise içi boş bir boru olup çalan kişi nefes teknikleriyle istenen sesi cıkarır. Kavalın kökeni hakkında değişik görüşler varsa da insanoğlunun en eski çalgılarından olduğu bilinmektedir. Ortadoğu ve orta asyada değişik formlarına rastlanır. Karadeniz bölgesinde diğer yörelerde sınırlı kullanımına rağmen Trabzon’da Köprübaşı ve Çaykara ilçeleri ve Hopa Kemalpaşa bölgesinde tek geleneksel müzik enstrumanı olarak horonlara eşlik çalgısıdır
Tarihçe:
Bilinen en eski kaval Macaristan‘da bir Türk çobanın mezarında bulunmuş olan turna kuşunun kemiklerinden yapılmış çifte kavaldır. Kaval ülkemizde çok çeşitli bölgelerde çalınır türkülere eşlik eder. Türkiye‘de kaval denilince akla Sinan Çelik,Osman Aktaş gibi ustalar gelir. Kaval dünyaya bir Macar çalgısı olarak tanıtılmış olsa da aslında kökeni Orta Asya’ya dayalıTürklerce çalınan bir nefesli çalgıdır.
Teknikler:
Dilsiz Kaval üflenme teknikleri açısından Ney‘e benzer fakat ayrıldığı önemli farklılıklar vardır. Dilsiz kavaldan ses çıkarmak için dudaklar U harfi biçimine getirilir ve çeneye paralel tutlan kaval yüz ekseninden yaklaşık 45 derece sağ ya da sola saptırılarak ses çıkarılmaya çalışılınır. Dilli kavalda ses çıkartmak daha kolay olsa da çalmak için horlatma denilen ve alt-üst çene kemiklerininde kullanıldığı zor bir yöntem uygulamak gerekir. Yapı olarak oldukça basit olan kaval nefese büyük özgürlük tanıdığı için çok değişik üfleme teknikleri geliştirilebilir.
Kaynakça:
Özhan Öztürk(2005). Karadeniz: Ansiklopedik Sözlük. 2 Cilt. Heyamola Yayıncılık. İstanbul. ISBN 975-6121-00-9
“http://tr.wikipedia.org/wiki/Kaval” adresinden alındı.
Küçük Zeki Çocuk
Yayınlanma Ekim 9, 2007 Eğitim , Hayata Dair , Kişisel Gelişim , Psikoloji , Öykü Leave a Comment![]()
Bir zamanlar küçük bir çocuk okula başlamış. Çok küçük bir çocukmuş. Okulsa büyük bir okulmuş. Fakat küçük çocuk bahçe duvarından sınıfa yürüyerek gideceğini keşfettiğinde mutlu olmuş. Bundan sonra okul ona eskisi kadar büyük görünmemeye başlamış.
Bir sabah, küçük çocuk okuldayken öğretmeni seslenmiş:”Bugün çiçek resmi çizeceğiz!” Küçük çocuk çok sevinmiş. Resim yapmayı çok seviyormuş. Her türlü resim yapabilirmiş. Aslanlar, kaplanlar, tavuklar, inekler… Trenler, tekneler… Mum boyalarını çıkarmış ve başlamış çizmeye.
Fakat öğretmeni: “Bekleyin, daha başlamayın!” diye bağırmış. Ve herkes hazırlanana kadar beklemişler. “Şimdi…” demiş öğretmeni,”…çiçek resmi çizeceğiz!” Küçük çocuk çok sevinmiş. Resim yapmayı çok seviyormuş. Güzl çiçekler yapmaya başlamış. Pembe, portakal rengi ve mavi; rengarenk çiçekler…
Fakat öğretmeni “Bekleyin! Ben size nasıl yapacağınızı göstereceğim!”demiş. Tahtaya bir çiçek resmi çizmiş. Sapı yeşil, gövdesi kırmızıymış. “İşte böyle! Tamam, şimdi başlayabilirsiniz!” demiş.
Küçük çocuk öğretmeninin çizdiği çiçeğe bakmış, sonra da kendi çiçeğine… Kendi çizdiği çiçeği daha fazla sevmiş, ama bunu söylememiş. Kağıdın öteki yüzünü çevirmiş ve öğretmeninkine benzer bir resim çizmiş; yeşil saplı, kırmızı renkli bir çiçek…
Başka bir gün küçük çocuk kapıyı kendi başına açabilmeyi başardığında öğretmeni: “Bugün hamur çalışacağız!” demiş. Küçük çocuk çok sevinmiş. Hamurla oynamayı çok seviyormuş. Hamurdan çeşitli şeyler yapabilirmiş; yılanlar, kardan adamlar… Filler, kediler… Arabalar, kamyonetler… Hamurunu yoğurmaya başlamış.
Ama öğretmeni: “Bekleyin! Daha başlamayın” diye bağırmış. Herkes hazırlanana kadar beklemişler. “Şimdi” demiş öğretmeni, tabak yapacağız!” Küçük çocuk çok sevinmiş. Tabak yapmayı çok seviyormuş. Çeşitli boylarda ve şekillerde tabaklar yapmaya başlamış.
Fakat öğretmeni: “Bekleyin! Ben size tabağın nasıl yapılacağını göstereceğim!” demiş. Herkese derin bir tabak nasıl yapılır, göstermiş. “İşte böyle! Tamam, şimdi başlayabilirsiniz.!” demiş öğretmeni.
Küçük çocuk bir öğretmeninin yaptığı tabağa bakmış, bir de kendi tabağına… Kendi yaptığı tabağı daha çok beğenmiş. Ama bunu kimseye söylememiş. Hamurunu tekrar top haline getirmiş ve öğretmenininkine benzeyen bir tabak yapmış. Bu derin bir tabakmış.
Nihayet küçük çocuk beklemeyi öğrenmiş, izlemeyi de. Öğretmenininkine benzer şeyler yapmayı da. Çok geçmeden kendisine has şeyler yapamaz olmuş.
Daha sonra küçük çocuk ve ailesi başka bir şehirde yeni bir eve taşınmışlar. Ve küçük çocuk başka bir okula gitmek zorunda kalmış. Bu okul diğer okullardan daha da büyükmüş. Ve dışarıdan içeriye açılan bir kapısı yokmuş. Büyük basamaklardan çıkmak, sınıfına ulaşmak için uzun bir koridordan geçmek zorundaymış.
Daha ilk gün, öğretmeni:”Bugün resim çizeceğiz.” demiş. Küçük çocuk çok sevinmiş. Öğretmenin komut vermesini beklemiş.
Ama öğretmeni hiçbirşey söylememiş. Sadece sınıfın içinde, öğrencilerin arasında gezinmiş. Küçük çocuğun yanına gelince, “Resim çizmek istemiyor musun?” diye sormuş. “İstiyorum!” demiş küçük çocuk, “Ne çizeceğiz?”. Öğretmeni:”Buna sen karar vereceksin!” demiş. “Hangi renkle boyayacağız?” diye sormuş küçük çocuk. “Hangi rengi istersen onunla!” demiş öğretmeni.
“Eğer herkes aynı resmi çizerse, aynı renkle boyarsa, kimin yaptığını nasıl anlayabilirim?” diye sormuş öğretmeni. “Bilmiyorum!” demiş küçük çocuk.
Pembe, portakal rengi ve mavi çiçekler yapmaya başlamış. Yeni okulunu çok sevmiş. Ön kapıdan sınıfa girilen bir kapısı olmasa bile!
Helen E. Buckley


























Son Yorumlar